Neden 60 Dakika, 24 Saat, 12 Ay? Zaman Ölçülerinin Kökeni
Saatin altmış dakika, günün yirmi dört saat, yılın on iki ay olması doğadan okunmuş bir zorunluluk değil. Bu sayıların ardındaki hesap kolaylığı ve gökyüzü gözlemi.
Berrin Aksoy 4 dk okuma
Saati, günü ve yılı bölme biçimimiz o kadar alışıldık ki üzerine düşünmeyi bile akla getirmez. Oysa bir saatin altmış dakika, bir günün yirmi dört saat, bir yılın on iki ay olması hiç de kaçınılmaz değildir. Bu sayılar doğadan doğrudan okunmuş değil, binlerce yıl boyunca farklı uygarlıkların hesap kolaylığı, gökyüzü gözlemi ve alışkanlık arasında kurduğu bir uzlaşmanın sonucudur. Bugün kullandığımız zaman ölçüleri, çok eski kararların hâlâ süren yankısıdır.
Altmış sayısının uzun geçmişi
Dakikanın ve saniyenin altmışlık olmasının kökeni, Mezopotamya'da kullanılan altmış tabanlı sayı sistemine dayanır. Altmışın tercih edilmesinin çok pratik bir nedeni vardır: bu sayı pek çok sayıya kalansız bölünür. İkiye, üçe, dörde, beşe, altıya, ona, on ikiye, on beşe, yirmiye ve otuza bölünebilir. Kesirli hesabın zor olduğu bir dönemde bu özellik büyük kolaylıktı. Bir bütünün üçte biri ya da dörtte biri konuşulurken küsuratla uğraşmak gerekmiyordu. Ticaret, arazi ölçümü ve gök hesapları bu bölünebilirlikten doğrudan yararlandı.
Günün yirmi dörde bölünmesi
Günün yirmi dört parçaya ayrılması ise başka bir gelenekten, Mısır'daki gündüz ve gece ayrımından beslenir. Gündüz on iki, gece on iki bölüme ayrılmış, toplam yirmi dört ortaya çıkmıştır. Ancak bu saatler bugünkü gibi eşit uzunlukta değildi. Gündüz kısa olduğunda gündüz saatleri kısalıyor, uzun olduğunda uzuyordu. Yani yaz saatiyle kış saati birbirinden farklı süreler kaplıyordu. Saatlerin bugünkü gibi sabitlenmesi, mekanik saatlerin yaygınlaşmasıyla ve ölçümün gölgeden bağımsızlaşmasıyla mümkün oldu.
Neden on iki sık karşımıza çıkar?
On iki sayısı zaman ölçülerinde tekrar tekrar belirir: on iki ay, gündüzün on iki bölümü, saat kadranındaki on iki rakam. Bunun bir nedeni yine bölünebilirliktir; on iki, ikiye, üçe, dörde ve altıya kalansız bölünür. Bir başka açıklama parmak boğumlarıyla sayma alışkanlığına dayandırılır: başparmak dışındaki dört parmakta üçer boğum vardır ve toplam on iki eder. Bu yöntemin tarihsel olarak ne kadar yaygın kullanıldığı tartışmalıdır; ancak on ikinin hesap kolaylığı sağlaması, sayının kalıcılığını açıklamaya tek başına yeter.
Ayın on ikiye bölünmesi ve Ay'ın rolü
Yılın on iki aya bölünmesinin arkasında Ay'ın evreleri vardır. Ay'ın bir evre döngüsü yaklaşık yirmi dokuz buçuk gün sürer ve bir güneş yılına bu döngüden yaklaşık on iki tane sığar. Tam olarak on iki değil, on iki buçuğa yakın bir sayı çıkar; işte takvim tarihinin en inatçı sorunu buradan doğar. Ay döngüsüyle güneş yılı birbirine tam oturmaz. Kimi toplumlar Ay'ı esas alarak yılı biraz kısa tutmuş, kimi toplumlar araya fazladan ay ekleyerek iki döngüyü hizalamaya çalışmıştır.
Ayların uzunluğu neden eşit değil?
On iki ayı üç yüz altmış beş güne bölünce her ay tam gün sayısı vermez. Bu yüzden aylar otuz ve otuz bir gün arasında dağıtılmış, biri daha kısa bırakılmıştır. Ay adlarında da benzer bir tarihsel tortu görülür: Batı dillerinde son dört ayın adları yedi, sekiz, dokuz ve on anlamına gelen köklerden gelir. Yılın başlangıç noktası zaman içinde kaydığı için bu adlar sıralamayla uyumsuz hâle gelmiş, ama değiştirilmemiştir. Böyle örnekler, takvimin tasarlanmış bir bütün değil, üst üste eklenmiş kararların toplamı olduğunu gösterir.
Haftanın yedi günü nereden geliyor?
Hafta, gök cisimleriyle doğrudan eşleşmeyen tek büyük zaman birimidir. Ne Ay'ın ne de Güneş'in döngüsüne tam oturur. Yedi günlük ritmin yaygınlaşmasında, çıplak gözle izlenebilen yedi gök cismine dayanan eski bir sınıflandırma ile dinî geleneklerin birlikte etkili olduğu kabul edilir. Farklı bölgelerde beş, sekiz veya on günlük hafta düzenleri de denenmiş, ancak yedi günlük ritim yaygınlığını korumuştur. Haftanın kalıcılığı, gökyüzünden çok toplumsal düzenle ilgilidir.
Saniyenin sonradan gelen tanımı
Saniye, dakikanın altmışta biri olarak tanımlandığında zaten bir varsayıma dayanıyordu: günün uzunluğunun değişmediği varsayımına. Oysa Dünya'nın dönüşü tam olarak düzenli değildir ve çok küçük ölçekte değişir. Bu nedenle modern ölçümde saniye, gökyüzü hareketine değil, atomların son derece düzenli titreşimlerine bağlanmıştır. Böylece zaman ölçüsü ilk kez gökyüzünden bağımsız bir dayanak kazanmıştır. Yine de ölçünün adı ve altmışlık bölünmesi eski geleneğinden devralınmıştır.
Neden ondalık sisteme geçilmedi?
Tarihte zamanı ondalık sisteme çevirme denemeleri olmuştur. Günü on saate, saati yüz dakikaya bölen düzenler önerilmiş, kısa sürelerle uygulanmış, ancak tutunmamıştır. Bunun nedeni matematiksel değil pratiktir. Saatler, takvimler, hukuki düzenlemeler, ulaşım tarifeleri ve gündelik konuşma dili eski sisteme göre kurulmuştu. Toplumsal alışkanlığın maliyeti, kazanılacak hesap kolaylığından büyük olduğu için değişiklik yerleşmedi. Zaman ölçüleri bu yönüyle, en kalıcı ortak anlaşmalardan biridir.
Sonuçta bugünkü saat ve takvim düzeni, doğanın dayattığı bir zorunluluk değil, gökyüzü gözlemi ile hesap kolaylığının ve alışkanlığın birleşimidir. Altmış, bölünebilirliği için seçildi; yirmi dört, gündüz ile gecenin ayrı sayılmasından doğdu; on iki, Ay'ın döngüsünden geldi. Bu sayıları bugün sorgulamadan kullanıyoruz çünkü artık ölçmenin değil, birbirimizle anlaşmanın aracı hâline geldiler. Zamanın kendisi bölünmez akar; bölümleri koyan biziz.